1 Kasım 2014 Cumartesi
Gözyaşların Boşuna Düşmem Artık Peşine
- Sabiha, ne işin var buralarda?
- Ne varsa var!
-Bir şey mi alacaktın?
-Hiçbir şey.
-Bana geldin sanmıştım demin...
-Yoo
-Niye görünüp konuşmadan gittin?
-Öyle!
-Sabiha ne'n var senin, bir derdin mi var?
-Hiçbir derdim yok, olsun mu?
-Olmasın, olmamalı. Ama ne bileyim bir tuhaftaştın bu aralar.
-Ben mi?
-Benden habersiz çıkıyorsun, avare dolaşıyorsun, lafımı tersliyorsun, ne demek bütün bunlar?
-Ne demekse o demek!
Bu benim en sevdiğim filmlerden biri olan Vesikalı Yarim'in en sevdiğim sahnesi. Bu yıl sinemamızın 100. yılı kutlanıyor. Bu asrın şah beyiti olan bu sahne ve film üzerine, dilim döndüğünce iki kelam etmek isterim..
-Sabiha!
-Canım acıyor, konuş.
-Sen konuş, senin diyeceğin vardır belki!
-Ne diyim? Gariplik bende değil sende..
-Anladın demek, anla öyleyse dahasını anla..
-Dahası ne, yoksa?
-Tamam Halil. Ben öyle bunalamam, uykusuz öyle düşünüp kendimi yiyemem.
-Niçin ama? İstemiyorsan açıkça söylersin. Bıktın öyle mi?
-Belki, belki sen bırakıp gidersin bir gün. Dükkanını, evini göreceğin gelir..
-Evim, dükkanım hep burada. Gidecek başka yerim yok. Dükkanım iki portakal sandığı, evim senin yanında..
1968'de çekilen Vesikalı Yarim, bildiğim kadarıyla, Türkiye sinemasında bir kadınla bir adamın buluşma amacı gütmeden, tek başına yürüdüğü ilk film. Sabiha, o zamana dek Yeşilçam'da görülen, ilelebet yarini bekleyen yahut adamın peşinden koşan kadınlara tezat olarak, sevdiğini geride bırakıp yoluna gider.
-Başka diyeceğin yok mu, öyleyse benim de yok, bir daha da olmayacak.
-Sabiha, bozma kafamı, horlanmaya, atışmaya alışkın değilim. Sokak ortasında hele.. Hele seninle! Nedir istediğin, burda ayaklarına mı kapanayım? Yoksa saçlarından tutup sürükleyeyim mi?
-Ne istersen yap. Yalnız en iyisi bitsin burda bu iş, sonradan daha büyük acı çekmektense..
-Ne acısı?
-Sen daha iyi bilirsin.
-Sabiha!
-Yok, bir şey söyleme, en iyisi git, git. En iyisi seni görmemek. En iyisi seni duymamak. Git git Halil.
Doğma büyüme Kocamustafapaşalı olan manav Halil, karısı ve çocuklarıyla sakin bir hayat yaşamaktadır. Anne babası ile geleneksel aile ilişkilerini sürdürmektedir. Bir akşam mahalleden arkadaşlarının aklına uyup pavyona gider: "Şen Saz" a.. Orada konsomatris olarak çalışan Sabiha'yı gördüğü an dünyanın geri kalanı silikleşir. Halil'in Sabiha ile ilgili tasavvuru başkadır:
-Sabiha gerçek adın mı?
-Takma olsa Sabiha mı olur?
Sabiha, önce yüz vermese de birbirlerine aşık olup. "Sabiha ve Halil" olurlar sonunda. Halil evini ve babasıyla işlettiği manav dükkanını terk edip Sabiha'ya taşınır. Ailesinde edindiği ev alışkanlıklarını Sabiha'nın evine taşırarak, barınağı Sabiha'ya yuva yapar. Sabiha, şehri gezdirerek, kenti Halil'e İstanbul yapar. Halil'in arkadaşları Sabiha'ya halil'in evli olduğunu duyurur. Sabiha önce Halil evli olduğunu kendi söylesin ister, ona göre Halil nasılsa gidecektir. Sabiha ayağını kapının eşiğine koymaz hiç. Birkaç kez sebebini söylemeden Halil'i terk etmeye kalkar, başaramaz: E aşık.. İnsanlar dönemin değer yargılarıyla dikilir karşılarına. Sabiha'nın da eskiden çalıştığı pavyondan izini sürenler vardır. Halil, Sabiha için adam yaralar. "Sevmek de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık." der Sabiha. Halil, hapse düşer, Sabiha Halil'i bekler, ama onun başına tekrar bela açılmasından korkmakta. Halil ondan umudu kessin diye, onun hapisten çıkacağı gün pavyona çalışmaya gider. Halil pavyona gelir, Sabiha poz keser, güya Halil'i unutup eski hayatına geri dönmüş.. Halil içerler, tam gidecekken Sabiha dayanamaz, gider ona sarılır. Halil bıçağı saplar Sabiha'ya. Polisler gelir, Sabiha Halil'i ele vermez, karnından bıçağı çıkarır, polislere "ben yaptım, bıçak elimden kaydı, Halil'in suçu yok" der. Sabiha hastaneye götürülürken Halil ardından bakar: "Asıl şimdi yıktı beni" der. Eh, asıl şimdi yıkmıştır tabii; Sabiha, Halil'den güçlü olduğunu ispat etmiştir.
Filmde nedeninin altı çizilmez ama Halil için ilişki burada bitmiştir. Halil Sabiha için bütün zorlukları göze almışken ve onun uğruna türlü badireler atlatırken vazgeçmez de Sabiha'dan; Sabiha'nın zaten en zor durumların bile altından tek başına kalkacak kuvvette olduğunu anladığı an büyü bozulur. Başının çaresine bakan, hatta Halil'i bile savunabilen bir kadın..
Demek Halil onun için kahramanlıklar yapmasa da, onu korumasa da var olabilecektir Sabiha. Halil, erkliğine zeval gelmeyecek yere; evine, çocuklarına, aylardır eve uğramadığı halde bir "nerdeydin" bile demeden sanki sabah evden çıkan kocasını iş dönüşü karşılar gibi terliklerini uzatan karısına geri döner. Sabiha için mücadele ederken sürekli ardında gördüğümüz İstanbul silüeti bitmiştir Halil için, evinin penceresinden mahallesine bakmaktadır artık.
Sabiha hastanede, Halil'le ilşkisine sahip çıkmaya karar verir. Artık hiçbir şey umrunda değildir. Hastaneden çıkıp Halil'i geri almak için onun mahallesine giden Sabiha, Halil'i çocuklarıyla görünce bir şey demeden döner gider. Fon şarkısı, "gözyaşların boşuna, düşmem artık peşine!"
Çekildiği dönemde ve hala, hayli cesur bir filmdir. Bir kere, pavyonda çalışan kadını yargılamadan sunar. Halil'i evde bekleyen birinci kadına rağmen.. Ki o kadın da Yeşilçam'da saf masum kızın hak ettiği altı çizilen esas adamın, halihazırdaki sevgilisi olan platin sarısı perukalı, uzun tırnaklı, kaprisli zengin "züppe" kızlara benzemez hiç. Halil'in evde bekleyen karısı, genelde Türk filmlerinde esas adamın, parti kıznı bırakıp koştuğu kendi halinde iyi yürekli kadınlara benzer. Film, seyirciyi iki kadından birinin tarafını tutmaya zorlamaz. İki aşığın kavuşmasını isteriz sadece.
Ayrıca Halil, Sabiha için bir kurtarıcı olarak sunulmaz. Hikaye, "Sabiha'yı çalıştığı pavyondan kurtaran Halil'in.." diye özetlenemez. Sabiha kurtarılarak değil, kendi iradesiyle Halil'in elini tutarak pavyonu geride bırakır.
Sabiha'nın, Halil'in evli olduğunu öğrendikten sonra, ilk ayrılmaya çalıştığı sahne, toplumsal terbiye kurallarımızın hepsini bir güzel alaşağı eder.
-Benden habersiz çıkıyorsun, avare dolaşıyorsun, lafımı tersliyorsun, ne demek bütün bunlar?
-Ne demekse o demek..
Feride Çiçekoğlu, "Vesikalı Şehir" adlı kitabında filmi bir "ihlal filmi" olarak tanımlar ve şöyle ekler:
"Flmin sonunda Halil şehrin taşra hayatına hapsolurken, Sabiha şehrin üstüne gider, erkek bakışları hiç umrunda değildir. Zaten erkekler de artık onu dikizlemeye hevesli görünmemektedirler. Sabiha, şehri ancak bir erkekle paylaşırsa anlamlı olacak bir mutluluk habbesi gibi değil, tek başına yürünecek bir kamusal alan gibi gördüğünü sezdiren bakışlarla üstümüze gelir."
Türkiye sinemasının 100 yılı içinde, filmlerden çok rol model aldık biz. Çorabına toz sıçramayan "hanfendi" kızlar; fakir diye horlandıktan sonra adamı elde etmek için zengin olmanın bir yolunu bulup, görgü-adap dersi alarak rakibinin silahlarıyla donanarak esas adamı tavlayan kızlar; giden sevgiliyi geri döndürmek için türlü akıl ve kadınlık oyunlarına başvuranlar.. Sabiha bu kadınların hepsinden ayrılır. Çünkü onun ana ereği adamı pişman etmek, tongaya düşürmek, geri döndürmek değildir. Duygu sömürüsü yapmaz, vır vır etmez, adamı "elde etmek" için planları yoktur. Aşık olur ve yoluna gidebilir.
İstanbul sokaklarından ve sinemamızdan bir Sabiha geçti.. Sırf bu bile 100. yılını kutlayan sinemamıza şükretmemize yeter. Vesikalı Yarim filmin üstünden 46 yıl geçti, hala habersiz çıkmak, avare dolaşmak, dilediğimiz gibi konuşmak için mücadele veriyoruz. Hala soruyorlar, ne demek bütün bunlar? Sabiha'nın ağzından söyleyelim:
-Ne demekse o demek!
Şükran Ay - Kalbimi Kıra Kıra
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.jpg)


